Celâleddin
Çok Yakında…
Ne çok söz söylendi onlar hakkında… Ne çok hikaye yazıldı, ne çok şiir derlendi. Hepsi doğru, ama hepsi eksik kaldı. Ey cihanımın zarif, kibar, güzel sultanı! Şems’in ziyası aşk gibi tesir etti canıma, kanıma… Aşk ki bilerek, bilmeyerek her insanın gayesidir. Fakat bir damla suyun başına gelen maceralar gibi o da çok defalar bu gayeye pek karışık yollardan gider. Her insanın kendi istidadına uygun bir sevgiliye gönül vermesi kadar normal bir şey var mıdır? Ki Aşk, Allah’ın apaçık bir sıfatıdır.
Mevlana Celaleddin yüzyıllar boyunca alemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler saçtı. Aşk ilmiyle cihanı güneş gibi aydınlattı. İnsanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete boğdu. Kıymetli canına Aşk gibi tesir eden Şems’in ziyasıyla suret aleminin ölülerini diriltti. Bu hikaye onun hikayesi… Mevlana Celaleddin’in, Şems-i Tebrizi’nin, celâlin, cemâlin, aşkın ve mananın hikayesi bu. Eksik kalacak belki onlar hakkında yazılmış diğer tüm hikayeler gibi… Varsın, eksik kalsın. Biliriz ki Aşk tamamlar her eksiği. Aşk düzeltir her eğriyi. Aşk doldurur her boşluğu. Açılsın söz goncaları, Aşk’la vesselam.
SEVGİLİ ABDÜLHAMİT HAN
Sayfa Sayısı: 296
Yıl: 2011
Yayınevi: Goa
“Devlete, padişaha, memlekete isyan buraya kadar Turatekin Bey. Sizinle tekrar görüşeceğimizi söylemiştim değil mi? Kenara çekilin hanımefendi. Bu beyle görülecek son bir hesabımız daha var.” Turatekin, Turgut Bey’e, Turgut Bey, Türkân’a, Türkân ise Turatekin’e baktı. Havada patlayan silahlar ve bir kadının çığlığı gecenin tüm sessizliğini bozmuştu. Hikâye burada bitemezdi. Bitmedi de…
Sevgili Abdülhamit Han, bir yanda memleketin çalkantılı siyasi yaşamını, yiğit erkeklerini, narin kadınlarını, yaşanan sâfiyane aşkları ve İstanbul’un dillere destan güzelliğini anlatırken, bir yandan da tarihin en tartışmalı hükümdarı Sultan II. Abdülhamit Han’ı tarafsız bir bakışla okuyucuya sunuyor.
EFSUN
Baskı yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 176
Yayınevi: Astrea
Bu, iyilerle kötülerin savaşı. Aslında insan bu savaşı kazanması için gerekli olan ilahi bilgiye doğuştan sahip. Ama insan unutur.
İnsan kelimesi üns ve nisyan kelimelerinden türemiştir.
Yani, unutan ve hatırlayan.
Her insan unutmuş olarak doğar, ölene dek de unuttuklarını hatırlamaya çalışır. İşte bu kitap size unuttuklarınızı hatırlatacak!
Ebced… Dualara gizlenmiş sihirli kelimeler, harfler…
Başka âlemlere seyahat… Ve Efsun!
Top ve tüfekle yapılan savaşların dönemi çoktan bitti.
Şimdi çok daha tehlikeli, çok daha acımasız bir savaş sürüyor:
Mistik Güçlerin Savaşı! İsimlerin ve büyülü kelimelerin savaşı bu! “OL!” ve “ÖL!” emrinin savaşı!
Harflere hayat üflendi, harfler yazıya dönüştü ve Kader yazıldı.
Harfler öldü, yazı silindi ve Kader değişti.
Ama yollar çember şeklindeydi; insan başlangıçta neyse yine O’na dönecekti.
Çünkü akıl âleminde başlangıç ve ayrımdan başka hiçbir şey yoktu.
Şebnem Pişkin’in “efsun”lu kaleminden…
KIRKLAR DİYARI
Baskı yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 224
Yayınevi: Astrea
Kırklar Diyarı, Şebnem Pişkin’in benzersiz hayal gücüyle yeşeren bir Öz’ünü bulma serüveni.
Hayatının başarısızlıklarla dolu olduğuna inanan genç bir adam, her şeyden kurtulmanın yolunun ölümden geçtiğine inanır.
Kendini boşlukta hissetmektedir. Eşinden ayrılmıştır. İşinde başarısızdır. Mutsuz ve yalnızdır. Ölmek için bahanesi öyle çoktur ki, yaşamak iyice anlamsızlaşmıştır. Bir uçurumdan atlar ve yaşamına son verir.
Ne var ki ölüm, sanıldığı gibi bir bitiş değil, yeni sınavlarla dolu bir maceradır. O macerada Kırklar Diyarı’na gidilecek, ruhun olgunlaşmasını sağlayacak kırk sırrı bulmak gerekecektir.
“İşte sana kırk kapı, kırk öğüt. Kırk gün, kırk çeşmeden akan kırk damla suyla beslen. Kırk gün kırk gece yapılan düğünlerin ve kırkı çıkan bebeklerin bereketi ol, kırk yıllık dostluğun vefası ol, ‘kırk kulp kırkının da kulbu kırık kulp’ deyip tamam ol, sonsuzluğa uzan. Yirmi sekiz ay konağı ve on iki Zodyak işaretini topla, kocaman bir kırk ol. Kırk gün süren Nuh Tufanı gibi, bu diyarda es ve coş. Musa’nın Tur Dağı’nda kırk gün kalması gibi kal bu diyarda. Şeytanın İsa’yı saptırmak için kırk gün uğraşması gibi, kırk sırrı öğrenmek için uğraş. İsrailoğulları’nın çölde kırk yıl dolaşması gibi dolaş. Kırklar Meclisi’nde oturup Kırklar Makamı’nın kırklar şerbetinden iç. Kırk odalı saraylarda otur, kılı kırk yarıp geç. Ve sonra, gökten kayboluşunun ardından kırk gün sonra yeniden ortaya çıkan Ülker yıldızı gibi dön geldiğin yere. Ve Kırklar Diyarı’ndaki kırk günlük gezinin, kırk yıl hatırı kalsın üzerinde. Şimdi nefesini tut, sakın bırakma! Ve gözlerini aç, sakın kırpma! Kırk günde kırk kapı açılsın, kırk sır ortaya saçılsın!”
İSRAFİL’İN AYNASI
Sayfa Sayısı: 184
Baskı yılı: 2009
Yayınevi: Astrea
“Elementtim öldüm, bir bitki oldum; bitkiydim öldüm, bir hayvan oldum, hayvanken öldüm, bir insan oldum”Ve ruh, yedi kat yukarı göklerdeki tahtını bırakır da aşağılara, hem de ta aşağılara inmeye gönüllü olur.“İsrafil’in Aynası” ruhun ezelde başlamış olan serüveninin hikâyesidir.Ruh halden hale geçer, insan kisvesine bürünür ve Aşk’ı aramaya başlar. Yüce Yaratıcı bir nefes üfler, bir su damlası akar ve okyanuslara karışır. Bir kuş kanat çırpar ve dünyada yaşam başlar. Rüzgâr, bulutu sürükler ve bulut gök kuşağının içinden geçer. Kırmızı bir damla düşer gökten, kan olup bedene girer.İsrafil borusunu çalar ve tüm insanlar uyanırlar. İsrafil’in Aynası,hayatta eğilip bükülmeden, “elif” gibi dosdoğru olmanın romanıdır.
BİR damladan okyanusa
Sayfa Sayısı: 216
Yıl: 2010
Yayınevi: Crea Yayıncılık
İnsan bilgide zirvedeydi. Ne zaman ki cenneti yitirip kim olduğunu unuttu, işte o zaman bilgide geriye düştü. Maddenin boyunduruğuna girdi. İlahi yönünü kullanmaz oldu. Mutluluğu hep dışarılarda aradı ama hiç dönüp kendi içine bakmadı. Mucizeleri fark etmedi.
Yaşamı ve yaşamdaki her şeyi tesadüflere bağladı.
Ama hayatta tesadüf diye bir şey hiç olmamıştı ki…
Yaşama bakıyor fakat görmüyoruz, duyuyor fakat dinlemiyoruz, yiyor fakat tat almıyoruz, seviyoruz fakat kimi sevdiğimizi hiç bilmiyoruz.
Belirsiz yarınlara odaklanırken elimizdeki tek şeyi, şimdi’yi de kaybediyoruz.
Hayatta tesadüfler yok. Bu satırlar sizin için yazıldı. Kim olduğunuzu yeniden hatırlamanız, maddenin boyunduruğundan kurtulup özgürleşmeniz, mutluluğu içinizde bulmanız ve mucizeye tanık olmanız için yaşam kelimelere büründü ve önünüzde bir yol olarak belirdi. Bu yol size unuttuklarınızı hatırlayarak bilgide zirveye taşıyacak olan yol; bu yol damlaları okyanusa götüren yol; bu yol parçaları bütünde birleştiren yol…
Bu yol, Bir’den gelen ve Bir’e dönen yol.
Yola çıkmaya cesareti olmayan, yolun sonundaki o muhteşem güzelliği hiç göremeyecek. Sizi bakmaktan görmeye, duymaktan dinlemeye, inanmaktan bilmeye götürecek o yola, bilgi yoluna çıkmaya var mısınız?
TUĞRA
Sayfa Sayısı: 180
Yıl: 2009
Yayınevi: Goa
Yıl, 1878; yer, İstanbul; Padişah, 2. Abdülhamit…
Aşk mı, sadakat mi, siyaset mi?
Kendi zaman ve mekânlarına sahip farklı boyutlar bir anda sizin de içinde bulunduğunuz zaman diliminde kesişseler ve sizi geçmiş sandığınız zamanlara geri götürseler neler olurdu, hiç düşündünüz mü?
Beyoğlu sokaklarının sıradan kalabalığıyla başlayan sıradan bir gün… Zamansızlığı şimdiki zamana taşıyan sıra dışı bir antikacı dükkânında, sıra dışı bir tuğra koleksiyonu… Ve sıradan olan yaşama ve zamana dair tüm kavramları sıra dışılığa taşıyan bir hikâye. Osmanlı tarihine merakı ile tanınan Turan Bey hayatı boyunca insanları anlamaya çalışmaya hiç lüzum görmemiştir. Ama zamanı anlamak ister. Zamanı anlamak için maddeyi aşabilmelidir. İnsanları anlamak için ise yaşama onların gözlerinden bakmayı öğrenmeli… Zamanda bir kapı aralanır ve Turan Bey kendisini 1878′in İstanbul sokaklarında gezinirken buluverir. Kendi zaman boyutunda almayı reddettiği yaşam derslerini şimdi başka bir boyut ve başka bir zamanda almaya mecbur kalacaktır.




